ÇOCUK VE SANAT
GELECEK ONUN ESERİ
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ne güzel söylemiş değil mi? “Efendiler... Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat sanatçı olamazsınız. Yaşamlarını büyük bir sanata adayan bu çocukları sevelim.”
İş Atatürkçülüğe ya da aydın insan olmaya gelince elimizin altında onlarca söylenmiş güzel söz var. Ama bu güzel sözleri sohbetlerimizi süslesin, renk katsın, lafımızı tamamlasın diye kullanıp, uygulamadıktan sonra ne önemi var ki? Çocuklarımızı tabiri caiz ise yarış atı ya da akademik birer robot haline sokan bizler değil miyiz?
Günümüzde birçok önemli sanatçının anne babasının vakti zamanında “kendine bir iş seç, ne o saçma sapan fikirler” dediğini duyup okumuyor muyuz? Bazıları baş kaldırıp kendini istediği sanata adamış ve çok başarılı olmamış mı? Bazılarımızda maalesef içimizdeki ukdelerle mutsuz bir iş hayatı ya da bir ömür yaşamıyor muyuz? “ben küçükken” diye başlayan ve hayalimizi süsleyen bir sanatı ömür boyu anlatıp durmuyor muyuz? Şimdi hangimiz sanata kabiliyeti olan çocuğunun yoluna set olmak ister?
Bu soruları hepimiz içtenlikle yanıtlamak zorundayız. Bir hayatın şekil almasında olumlu ya da olumsuz bir rol alıp almamak buna bağlı. Çünkü hayatın telafisi yok ve ilerde çocuğumuza annem babam önüme geçti sitemini yaşatmamak için buna mecburuz. Unutmayın ki ebeveyn olmakta başlı başına bir sanattır. Ve bu en büyük sanatı icra ederken elimizdeki tek enstrüman da çocuğumuz. Enstrümanınız kırıldığında onu birkaç kez tamir edersiniz ama bir süre sonra öyle aşınmalar öyle kırıklar oluşur ki çöpe atmak zorunda kalırız. Peki, çocuğumuzu çöpe atmaya kıyabilir miyiz? Fiziki ve ruhi olarak cevabımız hayır. Ona bir çöp gibi davranmak ne mümkün diyorsunuz. Ama onu anlamamak, isteklerine cevap verememek, yapmak istediği sanatın, hobinin önüne geçmek emin olun ki, ona çöp gibi davranmaktan farksız onun dünyasında.
Sanat bir güzelliktir. Güzelliğin dışa vurumudur. Bazen bir nağme ile bazen bir fırça ile bazen de ifade ile güzelleşmiyor mu hayatlarımız? Hz. Mevlana insanın dikişsiz bir elbise olduğunu söylüyor. Terzilik sanatı ile uğraşan hiç kimse insanoğlu gibi bir elbise dikemedi. Ama Tanrı’nın bahşettiği o yeteneği hep aradı ve kendinde bulmaya çalıştı. Sanat, Tanrı’nın insana bahşettiği çok özel sırlarla gizlenmiş. Ve her sanatçı o gizlerin peşinden koşuyor. Musiki ile yakından ilgilenen ve rebap çalan Hz: Mevlana, müzisyenlerin, bazı insanların duymadıkları ama atmosferde dönüp dolaşan o melodileri duyan çok özel insanlar olduklarını söylüyor. Dede Efendi, Itri, Mozart, Beethoven gibi müzisyenler bu isimler arasında değil mi sizce? Belki bizim çocuğumuzda o bilmediğimiz Dede Efendi’dir, Mozart’tır. Bunu anlamak için onun sanatla ilgilenmesine izin vermek, ilgi duyduğu bir sanat dalı varsa ona teşvik etmemiz gerekiyor.
Gazi Mustafa Kemal, “Sanatçılar paha biçilemez insanlardır. Sanatçılık bir yetenektir ve doğuştan gelir. Başbakan, Cumhurbaşkanı olabiliriz, ama sanatçı olmak istemekle olunmaz. Kabiliyet beceri gerektirir. Sanatçılar önemli ve değerli insanlardır.” derken işte bu teşvik ve ebeveynin keşfine işaret ediyor.
Bir milletin ilerleyebilmesi ancak sanatla gerçekleşiyor. Tüm dünyanın yüz çevirdiği İran sinema sanatı ile kendini tüm dünyaya ispat etti. Yaşadıkları akımları sanatla dünyaya duyurdu. Birçok filmleri dünyanın pek çok ülkesinde çok önemli uluslar arası ödüller aldı.
Değişen yenidünya düzeninde, Türkiye’de kendini sanatın birçok alanında ifade etmeye çalışıyor. Nobel edebiyat ödülü, sinema ödülleri, belgesel ve daha birçok alanda çok önemli ödüller alıyor ve Türkiye’nin adını tüm dünyada tekrar ettiriyoruz. Erovizyon şarkı yarışmasında artık ilk 5’te mutlaka yerini alan bir Türkiye var.
Tarihimiz boyunca sanat ve sanatçı bizim için hep önem arz etmiştir. Tarihimiz müzikten tezhibe birçok alanda başarılarla doludur. Sanat sadece müzik ve sinemadan oluşmuyor elbette. Resim, bale, dans, tiyatro, fotoğraf, el becerileri, hat ebru, tezhip gibi sanatın birçok alanı var.
Bireylerarası sosyal bağ kurmak, kendini faydalı hissetmek, gelecek yıllara ışık tutmak ancak sanatın gücüyle oluyor. Çocuklarımızın hayatı, internet başında kırıp dökmeyi hedefleyen oyunlardan ibaret olmasın diyorsak, sanat evimize girmek zorunda.
Günümüzde olanaklar o kadar çoğaldı ki sanat kursları, halkevleri, güzel sanat okulları sayamayacağımız kadar çoğaldı. Çocuğumuzun sanatın hangi alanlarında becerisi olduğunu keşfetmek birinci hedefimiz olmalı. Mesela el sanatlarına yatkın bir çocuk için resim, hat, tezhip, ebru, çömlekçilik biçilmiş birer kaftan olabilir. Müziğe ilgi duyan ve hareketli bir çocuğunuz varsa dans edebilir. Enstrüman çalabilir. Doğaya meraklı bir çocuk fotoğraf çekebilir. Sürekli konuşan, taklitler yapan çocuğunuz tiyatro sahnesinin tozuyla hayat bulabilir.
Cep telefonuyla sürekli kayıt yapan çocuğunuzdan aile hayatınızı anlatan bir belgesel çekmesini isteyebilirsiniz. Belki konuşmayı çok sevmeyen ama içindeki duyguları kelimelere dökerek, yazma yeteneğini keşfedeceğiniz bir çocuğunuz vardır. Belki de defter ve kitaplarının kenarlarını sürekli karalayan, resim ya da karikatür yeteneği olan bir çocuğunuz vardır. Ve unutmayın bu yeteneklerin altında da hep siz anne babalar varsınız. Sizin genlerinizle şekil alan çocuklarınız, aslında sizin sanatınız. O sanatı keşfedip sunmak ise sizin eserinizdir.
Çocuğunuzun, geleceğin eseri olan bir birey olarak, şahane bir eserle anılmasını istemez misiniz? Unutmayın ki onlar geleceğin en nadide eserleri….




